Thursday, August 10, 2006

Başka Yer mi Kalmadı?

Haberi alıntı yaparak aktarıyorum size. "...Dev eğlence parkı Disneyland'ın Ankara'da kurulması için son aşamaya gelindi. 3 milyon metrekare arazi üzerine inşa edilerek ve 3 yılda tamamlanması planlanan park için 1 milyar dolarlık yatırım yapılacak.

Hollywood'un büyük film şirketlerinden ve dünyanın sayılı eğlence parkı sahiplerinden olan Paramount Pictures, yeni yatırım için Ankara'yı tercih etti. Şirket, Ankara'da, dev bir eğlence parkı kurmak için Toplu Konut İdaresi'ne (TOKİ) yatırım teklifi getirdi.Paramount Pictures'ın yaklaşık bir yıl önce getirdiği, Disneyland benzeri “tema parkı” kurma önerisi konusundaki görüşmeler son aşamaya geldi. TOKİ'nin 20 bin konutluk proje geliştirdiği Eskişehir Yolundaki Aşağı Yurtçu-Ballıkuyumcu mevkiinde 3 milyon metrekarelik alanda kurulması öngörülen tema parkının yatırım tutarının yaklaşık 1 milyar dolar olduğu belirtiliyor. TOKİ Başkan Vekili Erdoğan Bayraktar, bilgi verirken, şirketin Türkiye'de kurmak istediği tema parkı konusunda Ankara'yı kendisinin tercih ettiğini, Ortadoğu ve Batı Avrupa'ya dönük büyük bir merkez yapmak istediğini bildirdiğini söyledi.... Bayraktar'ın verdiği bilgiye göre, Aşağı Yurtçu-Ballıkuyumcu'da TOKİ'nin yaklaşık 20 milyon metrekarelik arazisinin 3 milyon metrekarelik bölümünde kurulacak tema parkında Türkiye'ye özgü tasarımların da yer alması konusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile görüşmeler yapılıyor.İNŞAATIN 2-3 YILDA TAMAMLANMASI PLANLANIYORÖte yandan arazinin hangi şartlarda şirkete verileceği konusu henüz tam netlik sağlanmadı. TOKİ'nin sadece araziyi mi satacağı, 49-50 yıllığına kiraya mı vereceği yoksa kurulacak merkezde pay sahibi olup olmayacağı konusunda pazarlıklar sürüyor... Şirketin, Ortadoğu'nun en büyük eğlence merkezi olarak planladığı parka, yılda 3 milyon ziyaretçinin geleceğini hesapladığı kaydediliyor. Eğlence sektöründeki son teknolojinin kullanılacak olması ve fiyatların Avrupa'ya göre daha makul kalması nedeniyle, özellikle Doğu Avrupa, Rusya, Türk Cumhuriyetleri, yakın Asya, Ortadoğu'dan çok sayıda turistin buraya gelmesi bekleniyor...

... TEMA PARKLARINDA NELER VAR? Verilen bilgiye göre, Paramount Pictures, ABD dışında, Japonya ve Kanada da tema parkları kurmuş. Büyük film stüdyoları kuran şirket, bu stüdyolardan yola çıkarak eğlence merkezleri oluşturmaya başlamış.Tema parklarında, insanların “gerçeklik” duygusunu yaşaması için, bütün materyaller gerçeğine en yakın şekilde kullanılıyor. Söz gelimi, bir okyanus ortamı yaratılıyor ve ziyaretçiler, burada bindikleri gemilerde dev dalgalarla boğuşuyor. Ya da buzdan bir dünya yaratılarak ziyaretçilerin kuzey kutbunda nasıl yaşandığını deneyimlemesi sağlanıyor. İsteyen bir uzay gemisine binerek Ay'a yolculuk yapabiliyor ya da denizaltında okyanus dünyasını keşfedebiliyor, yarış arabası kullanabiliyor, çölde yolculuk ediyor. İsteyenler mağaralarda veya balta girmemiş ormanlarda define arıyor, dev şatolarda şövalyelerle yemek yiyor....

... Ankara'da kurulacak tema parkında, Türk dünyasına özgü mekanlar yaratılması ve kahramanlara yer verilmesi de düşünülüyor (!!!!!!-ünlem işaretlerini maydanoz yaptı - sanırım türk dünyasına özgü kahramanlar olarak disneyand'a yeniçerileri, gözleme yapan folklorik elbiseli teyzeleri, dansözleri koyarız; türk disneylandına başka ne konulur aklıma gelmedi) Tema parkı ile birlikte, ziyaretçilerin konaklaması için oteller, villalar yapılması da planlanıyor. (!!!!!!!!!!!!! -ünlem işaretlerini maydanoz yaptı - sanırım gene birileri çok ama çoooook zengin olacak)

Bu habere nasıl yorum yapılır çözebilmiş değilim arkadaşlar. TOKİ'nin işi gücü kalmamış tematik parklar yapacak. Sen önce şu gecekondulaşma sorununu çözecek acil toplu konutları yapıp bitirsen, halen çadırda oturan depremzedeler var bu ülkede, onları bir güzel evlerine yerleştirsen, Disneyland'ı boşversen, Yalova'da, İzmit'te, Bingöl'de Erzincan'da İstanbul'da depremden şakulü kaymış evlerde başka çareleri kalmadığı için oturunlara evler yapsan; nasıl olur ha?

Bula bula Ankara'yı bu proje için seçenlere... Yurdumda geliştirecek başka yer kalmadı mı? Halen İstanbul ve Ankara ikilisinden çıkartamadık mı bu gelişim sürecini? Ayılıp bayıldığınız amerika'ya bir bakın, sizce neden onlar tematik parklarını Newyork ya da Washington'a yapmadılar da kıçı kırık Orlando'ya yaptılar? Hadi size müddet, bir düşünün bakalım...

Hadi kuruldu diyelim; türkler uzayda başlıklı internet geyiğini hepiniz hatırlarsınız; bir türk nasada çalışıp astronot olursa, uzayda neler yapabilir konulu komik anekdotlardı. Türk Disneylandı için de hayalinizin ufuklarını açın lütfen... Artık her akşam ana haberde o ultra elektronik modül donanımlarına sahip disneyland makinalarının kaç kişiyi hacamat ettiğine dair haberler izleriz; "falş flaş, disneyland'da facia! gece bekçisinden alınan bilgiye göre facianın sebebi, sakızını ultrasonik dalga makinasının ana motoruna yapıştıran çocukmuş! gece bekçisi ben "tittir git diye kovaladım, ama deyyus gitmedi, sonra ben bi sigara molasına gittim, velet gelmiş yapıştırmış "diye konuştu. "flaş flaş, ankara disneylandda bugün yne kan gövdeyi götürdü... fener bayrağını "terminatör filminin sergilendiği mekana sokan fanatikler, arnold schwarzeneger'in robotuna giydirdiler. Olayı gören GS'li taraftarlar bayrağı yakalım derken önce robotu, sonra da tüm park alanını yaktılar. Yangında film temalı dekorlar ve sahnelerin tümüne yakını yandı; savcılık soruşturma açtı ancak yangın söndürme tüplerinin içinin boş olduğu ortaya çıktı. Yangın tüpü ihalesine giren firma yetkilileri göz altına alındı. Yangın tüpü firması sahibi milletvekili milmemnenin kayınbiraderi çıktı. flaş flaşşşşşş"

maydonoz yazdı...

Monday, August 07, 2006

Dice Kayek'ten Ece Ege, dekolte hakkında fikirleri sorulduğunda, 25 yaş üzerindekiler mini giymesin demiş.
Bu mantığa göre selülitliler mayo, göbeği olanlar dar , poposu olanlar jean, kolları şişmanlar kolsuz giymesin. Hatta şişmanlar sokağa çıkmasın, maksat göz zevkimiz bozulmasın.

Hürriyet'in ana sayfasında eski bir mankenin fotoğrafı. Saç baş dağınık yataktan kalkmış gibi. Albümünü nasıl da zorluklarla çıkardığından bahsediyor.
"Saçımın rengine ve modeline karar vermemiz 3 ayımızı aldı."
Kahkahayı patlatıyoruz.

Oryantal Star yarışması. Jüri üyelerinden biri, bir diğer jüri üyesi olan Kuşum lakaplı Aydın'a sevgi gösterisinde bulunmak için lakabını kullanıyor.
"Yerim ben senin kuşunu!"Biz yine yerlerde.

Yine aynı Aydın, botoks ve silikonların ahenk içerisinde gerim gerim gerip ışıltı verdiği o eşsiz yüzünde gururlu bir ifade ile yarışmacılardan birine bir şey anlatıyor.
İlk bu işe başladığımda kimse benimle ilgilenmedi, sucuk ekmek yediler beni çağırmadılar, ah nasıl da koktu o sucuklar. Ama bak şimdi koskoca kuşum Aydın'ım ben.
Hey yavrum beee diyoruz.

Top model yarışması. Pakize Suda konuk jüri üyesi. Aman yahu ne var bunda bu kadar zor olacak diye söylenerek podyuma yürümeye fırlıyor. Üçüncü adımda yere kapaklanıyor. Tamam düşene gülünmez ama kopuyoruz. En son şu şarkıcı hanım teyzenin jet skiden düşüşünde bu kadar gülmüştüm.Neyse alem kadın şu Pakize Suda.

Mafya ile de pek alakalı olan genç irisi mankenlerden birinin koskoca manşet açıklaması:
Elde edemeyeceğim erkek yoktur.
Niye böyle söylemiş ki diye soruyoruz birbirimize. Mesleğiyle bir lakası yok ki, insan niye böyle bir laf eder? Bu konuda bir uzmanlık alanı mı var yoksa bilmediğimiz başka bir şey? Azıtmış özgüven teşhisi ile diline veya beline hakim olamadığına kanaat getirip konuyu kapatıyoruz.

Yeni bir yarışma başlıyor. Adı Süperlady. Bizde Lady lik de yok, birinci olan ne olacak acep, süperman gibi bir şey mi diye düşünürken, sinema ve televizyon dünyasına adım atacağını öğreniyoruz. Bir tane ladymiz vardı, onun pabucu dama, artık yeni bir ladymiz olacak, çok lazım ya.

Her an süperrosp.. yarışmasının başlayacağından korkuyorum.

Şu Şeref Can olayında bir sürü soru işareti çıkmaya devam ediyor. Arama ilanlarında maddi yardım istenip anne ve babanın hesap numaralarının verilmesi gibi. İnsan çocuğunu böyle bir şeye alet eder mi bilemem ama bir akşam ana haber bültenine çıkan biyolojik babanın neden çocuğunuzu almak istediniz sorusuna verdiği cevap düşündürücüydü:O adam büyüdüğünde yeri gelince şefkatle dövemez, ben babasıyım döverim.

Ayşe Arman'ın Duygu Asena ile ilgili yazdığı yazıdan sonra aldığı bazı yorumları okudum. Duygu Asena'nın 60 sene değil, 660 sene daha yaşasa bu toplumdaki fikirleri değiştiremeyeceğini üzülerek gördüm. Oratada yasak, ayıp ve utanç verici bir kelime var. "Sevişme" Türk Dil Kurumu bunu lügatımızdan çıkarsa da böyle tehlikelerden uzak dursak.
Ali Kırca'nın da sevgilisi ile bip görüntüleri yayılıyormuş internette. Gazetelerden biri de bunu haber yapmış. Ortada ne Gamze vakasındaki gibi tecavüz, ne taşfırın vakasındaki gibi tehdit var, suçu ne diye sorarsanız, işte orada yine yasak kelime karşımıza çıkıyor.

Nane yazdı... Maydanoz söz sende.

Friday, August 04, 2006

Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan?

İşte en zirve geyik muhabbetidir bu. Bazen bilimsel saptamalar yapılır konu üzerinde bazense uzman görüşlerine başvurulur ve genelde de yurdum insanı tarafından "aman kimin g.tünden çıkarsa çıksın, sucuklu yumurtayı tek geçerim, ama sarısı az pişsin, ekmek banıcam" şeklinde olaya son nokta konur.

Şimdi bir başka geyik - pardon fenomen olmuş konuya giriyoruz ki bu da koyduğumuz başlıkla pek alakalı. Bugün bir röportajı yayınlanan büyük Türk sanatçısı ve düşünürü Petek Dinçöz'ün gazetedeki zortlamalarından alıntılar getiriyorum sizlere.

"... Petek Dinçöz her ağzını açtığında günlerce kamuoyunu meşgul edecek açıklamalar yapar, hakkında konuştuğu kişiler onu cevap ve eleştiri yağmuruna tutar. Sahnelerin açıksözlü yıldızı bu kez de alışkanlığını bozmadı ve tartışmalar yaratacak, gündemi belirleyecek açıklamalarda bulundu. Bodrum'da yaptığı tatil sırasında konuştuğumuz Petek'in zehirli oklarını yönelttiği isimlerin başında ise uzatmalı sevgilisi Can Tanrıyar yer aldı... "
"... Petek Dinçöz, sevgilisi Can Tanrıyar'ı kendisinin şöhret ettiğini de iddia ediyor. Petek bu konuda şöyle konuşuyor: "Can'ı kim tanıyordu düne kadar. 'Kiminle berabersiniz?' diye soruyorlardı ilk albümüm çıktığında, ben 'Can Tanrıyar' diyordum. 'Kimdir Can Tanrıyar' diyorlardı... 'Benim birlikte olduğum, hayatı paylaştığım insan' diyordum. Şimdi ne oldu, bir yere gidince herkes Can Tanrıyar'ı biliyor. Benim girdiğim mekanlarda rezervasyon yaptırabiliyor, her gün elimi öpüyor...."

ŞİMDİ BU SİLİNDİRİKTEN KONUYU (!) ÜLKE GÜNDEMİMİZE SOKAN BÜYÜK TÜRK GAZETECİLERİNE VE SİZLERE SORUYORUM: PETEK Mİ CANDAN ÇIKTI, CAN MI PETEKTEN?
maydanoz yazdı...

Thursday, August 03, 2006

Bir gün yemek yerken, içini kemiren itirafı yaparak “ Ben bir kadına aşık oldum” demiş olabilir mi Laura’ya?

Laura da kime diye şaşkın sormuş olabilir mi?

O zaman pusht hülyalı bakışlarla canım pirinç taneme diyerek uzaklara dalmış olabilir mi?

Başka nasıl ortaya çıkabilir ki bu aşk?

Laura muhtemelen fenalık geçirmiştir. Saçımı senin için süpürge ettim ben gidip o pörtlek gözlü dişlek kadınla mı aldattın gözün kör olmayasıca bile demiştir.

Oysa şaşacak ne vardır ki? Adam düşük Iq lü ama yakışıklıdır. Kadın çirkin ama kurnazdır. Adeta ikisi bir elmanın yarısıdır.

Gözlerini nereye dikse alev alev yakan bu esmer güzeli dilber Pushtun gönlünü çalmayacak da ya ne olacaktır a dostlar?

Bu içi dışına yansımış eşsiz güzellik başka kimde vardır?



Nane yazmıştır.

Wednesday, August 02, 2006

PES Doğrusu!

Ya nanecim, ben gıcık oldum şimdi. Bak aşağıda belgesellerle ilgili o güzelim yazım güme gitti. Topu topu 3 tane yorum gelmiş. Belgeselin altında senin de her şeye nane olduğun o yazı var ya; o da rekor kırmış. Sıfır yorum! Valla okuyucular bizi desteklemezse nasıl gaza gelip yazacağız biz?

Olmuyor böyle millet...Lütfen aşağıda yazdıklarımızı da okuyun bir zahmet yorum yazın; önce bi yorumları görelim beğenildiğimizi hissedersek yazılarımıza başlayacağız. Test yapıyoruz herhalde burda. Yorum gelmezse ne yazabiliriz ki! Lütfen yazarlarınıza sahip çıkın. Bize ilham verin.
Saygılar;

Maydanoz yazdı...

Thursday, July 27, 2006

Maydanoooz ?

...

Bak bizi 35 kişi ziyaret etmiş. Biri sen, biri ben, kalan 33 kişi kim acaba? Bak biri de yorum yazmış, Lerzan değil yahu, Gayriihtiyari. İlk yorum yazarımız olarak onu bağrımıza basalım. Bir de diyorum ki, bizi de bağrına basan olur belki, sağ tarafa bir yere kodumuzu yazalım da link vermek isteyenler oradan alsınlar.

Duyuyor musun?

...

Konuşurum ben kendi kendime...

Maydanozu bulamayan nane yazdı...

Wednesday, July 26, 2006

Televizyonda belgesel izlemenin dayanılmaz hafifliği

Kim demiş ulusal televizyonlarımızda yeterince belgesel yok diye? Bu aralar kime sorsan herkes ağız birliği etmişçesine, “şekerim ben en çok discovery channel’a ya da national geographics’e takılıyorum. En güzel belgeseller orda… bizim yerli kanallarda abuk sabuk şeyler var, bir cnbc-e seyrediyorum bir de belgesel kanallarını” diyorlar. Bunu da söyleyenlerin çoğu magazin basını gülleri, bülbülleri…

Yahu neden öyle söylüyorsunuz? Bence pek tabi diğer güzide kanallarımızda da gayet güzel belgeseller var. Normalde bir belgeselde olay nasıl döner? Konuya buradan girmek lazım:

Öncelikle hangi börtü böcüğü çekeceksin buna karar verilir, sonra o işin uzmanı nerde ne yapmaktadır, iletişime geçilir, sonra mümkünse uzman kişinin konuşlandığı yere sponsorlarım sağolsun – onların yardımıyla patagonya bile olsa gidilir, adamın araştırma notlarından derlenir anlatılacaklar ve başlanır uzman şahsiyetin k.çından ayrılmadan yapılan çekimlere. Adamcağızın hayatı böcük olmuş zaten, sabahın karga vakti yola çıkılır, dağ bayır-patika çıkılır, başka hayvanatlarla karşılanır, onlarda çekime bol bol malzemedir zaten, ileriki programlara doneler beslenir, beklenmeye başlar, böcek efendi oyuğundan çıksın, sabah kahvaltısı olacak bir av bulsun, çiğnesin, geviş getirsin, olan kameramana olur zavallım. Bütün gün bir böceğin salyasını çekmek için ayakları tutulur, güneşin altında cayır cayır helak olur. Çekimler biter, el sıkışılır, röpörtajlar yapılır, sunucu en gevşek ve en rahat olan yavşağın tekidir aslında. Üzerinde Indiana Jones filminin sahnelerinden hatırlanacak haki renkli keten takımlar, camel botlar, aslan avcısı görünümlü şapkası, deri kemeri, swiss çakısı, bronz teni ile “işte budur ağabeyler” dedirtir, nihayetinde kaset montaja gönderilir, bizler de seyrederiz sanki o eklem bacaklının geviş getirirken çıkarttığı salyadaki asit oranını öğrenince artık bambaşka biri olmuşuzdur. Artık Bodrum’da, Çeşme’de o meşhur beach dediğimiz bol yastıklı plajlarda elimizde sex on the beach ya da mojito’larımızı içerken; boynumuza astığımız onlarca altın, gümüş, pırlantaların ağırlığından dolayı denize de ağır çekip boğulma riskinden giremediğimizden dolayı sohbetlerimizde “waooww bu beach’in mojitosu müthiş; ayy o parlayan flaş mı? Çabuk bikini altını tanga haline getir şeker, bak süreyyayı çekiyorlar gene köpeğiyle birlikte, belki bizi de çekerler”… öteki “ ayy gıcık bu paparazziler, ben seyretmiyorum o kanalların hiçbirini”… “ye ne seyrediyorsun cicim?”… “cnn, bi de discovery… başka bir şey seyretmiyorum inan olsun” şeklinde discovery deneyimlerimizi anlatmaya başlarız..

Oysa ki neyin deneyimidir bu? Alt tarafı bir eklembacaklının salyasını yakından görmüş ve asit oranını öğrenmişsindir. O da zaten 5 dakka sonra Süreyya’nın fifisine takılan pırlantalı tokayı gören, sulanmış beyninden uçup gitmiştir.

Bakın söylüyorum herkese; belgeseller bizim ulusal kanallarımızda da vardır. Sadece discovery’nin ya da national geographic’ tekelinde değildir. Hem bizimkiler inanın her gün her periyodda hatta haftasonları tekrarlarında da belgesel izlettirmektedirler güzel insanıma. Orda da yavşak bir delikanlı ya da paçoz bir kadın yaz dönemi ise belgeseli nerde çekeceğine karar verir öncelikle; eğer yaz dönemindeyse üstünde bodrum türkbüküne yaraşır bir kıyafet çeker, kim nerde hangi belgesel çalışmalarını yapmaktadır, tüm verileri toplar, dağ bayır, patika aşılır, keçi yollarından geçilir şarkıcı ve sosyete müsfetteleri nerde kimle şaapıyorlar bulunur… Yolda başka artizzlerle karşılanır, onlarda çekime bol bol malzemedir zaten, ileriki programlara doneler beslenir, olan yine gariban kameramana olur, güneşin altında 2 tane görüntü yakalıycam diye helak olur… Hala benzerliği yakalayamadınız mı? Bence tıpkısının aynısı…Nasıl mı?

Şimdi kapatın gözlerinizi; discovery’de hipopotamları gösteriyor arkadan. Bir tanesi k.çını dönmüş arkadan bir sağ çalkalıyor, bir sol çalkalıyor, yeri göğü inletiyor yürürken. Sulak alanda eğilip yağı bölgelerinin en güzel yerlerini kamera önünde sergiliyor. Şimdi aç gözlerini okuyucu… Kırp iyice, gene kapa… şimdi de Pazar keyfini seyrediyorsun. Canımız sibelimiz bir önceki örnekteki vatandaşa benzer bir şekilde, araya taktırdığı bikinisinin arda kalanlarını bir sağa bir sola devire devire teknede çalkalıyor. Bir sağ çalkalıyor, bir sol çalkalıyor…. Şimdi bu belgesel değil de nedir?


Sonracığıma discovery’de bir bakıyorsun çakal ve sırtlanlar yaymışlar şeylerini güneşe doğru açmışlar, kaldırıyorlar bacaklarını güneşe doğru hart hart kaşınıyorlar. Şimdi kapa bakiyim tekrar o gözlerini, aç bir, kırpıştır..hadi şimdi de gene kapa. Paparazziyi seyrediyorsun.. lerzan adındaki ısırıkçı kadın otel balonunda açmış bacaklarını güneşe doğru kaldırmış, hart hart kaşınıyor.

Şimdi söyle bana; belgesel var mıymış ulusal tv’lerde yok muymuş???


Maydonoz yazdı...

-Maydanoooz !

-?

-Ben iyi bir nane değilim, gel vazgeçelim bu işten.

-Aaa. Olmaz, sen iyi bir nanesin.

-Hayır sen çok iyi maydanoz oluyorsun her şeye, ya ben ? Yeteneksizim...

-Olur mu hiç? Senin çok farklı bir üslubun var.

-Hadi ordan. Bak nane olacak bir şey bulamıyorum. Mülayim bir naneyim ben, ancak kendi blogumda yazabiliyorum.


-Hem ne hakkında yazacağım ki?

-Milletvekilleri ve vallahi de billahi de torpilsizim diye 1,5 senede memurluktan müdürlüğe terfi eden torpilleri, ortam gerildikçe itilip kakılan türban sorunu, akümülatör artışı ile bizi kandıran gizli enflasyon, dünyada ilk kez ülkemize bir konuda birincilik getiren benzin fiyatları, telefonu lüks sayan bir devlet ve buna ödediğimiz % 33 vergi, bu yüzyılda bile babaları tarafından okula gönderilmeyen kız çocukları, göndermek isteseler de okul, o da olmazsa öğretmen bulamayan ana babalar,bir yanda ise öğretmen olmak için sabırsızca bekleyen adaylar, her yıl daha da saçmalayan ve değişikliklerle anlaşılmaz hale gelen sınav sistemi, kazanamayarak hayata hoş geldin diyen hüsranla tanışan çocuklar, servet ödenen dershaneler ve kısırdöngü sistemi, üniversiteyi kazansa ve başına bir vukuat gelmeden mezun olsa bile milyonlarca işsiz arasına girenler , töre cinayetleri, düğün dernek magandaları, olmayan çevre bilinci, insanları zivanadan çıkaran, adeta insanların kendi cezalarını kendilerinin vermesini teşvik eden adalet sistemi, 6 ayda 3000 kişinin ölümüne yol açan adını trafik canavarı koyarak vicdanımızı rahatlattığımız cinayet şekli, herşeye kızıp herkesi azarlayan, hızını alamazsa küfreden asabi bir başbakan, bu başbakanın kendisini kullanmalarını salık veren terörist destekçisi olduğu söylenen danışmanı, yolsuzluklar, 3 kuruşa giden yatırımlar, yakılan ormanlar, içine edilen sayfiye yerlerinin ortasına çöreklenip ağlaşan turizmciler, hayatımızın bir parçası haline gelen gaspçılar, yasaklarla cinsel açlıklarını sapkınlıklara vuran ve bu aralar sıkça karşımıza çıkan sapıklar, terör örgütleri, bunlara destek veren ama ikide bir tutuklandığı halde nasıl oluyorsa salıverilen türkücüler, uyuşturucu ticareti, ülkemin devletini pek seven mafyası, mafyaya özendiren dizileri, bu dizileri savunan oyuncu ve yapımcıları, Amerika'ya derin bağlılığımızın nedenleri, dillerini dillerimize katıp Türkilizce bir dil haline getiren bireyleri, Japonya'da kişi başına yıllık ikiyüz küsür kitap düşerken, bizde 200 küsür kişiye yıllık bir kitap düştüğünü okuduktan sonra hala Japonların zekalarını balık yemelerine bağladığımızı, bunu iddia eden kişilerin yaşadığı ülkenin 3 tarafının deniz olduğunu, ama buna rağmen denizden en az faydalanan ülkeler arasında yer aldığımızı, sadece futbolun spor sayıldığı ülkemizde ona da şike karıştığını, sağlık skandallarımızı, temizlik imandan gelir diyerek 5 vakit namaz kılan adamların bize yemek yapıp sattğı lağımdan bozma lokantaları, eski halinden eser kalmayan Türk hava yollarını, cemaatlerin eline geçip günden güne gerileyen ülkemi veya bunlar gibi güzide konuları mı,

-yoksa,

-Türkbükü sahillerini, Mojito'nun nasıl hazırlandığını, kimin kiminle nerede ne yaptığını, Serdar Ortaç'ın bütün şarkılarının birbirine benzediğini, buna rağmen Tarkan' a o megastarsa ben überstarım demesini, bir de überseksüelimizin olduğunu, adını da kadırgalı Seda ile duyurduğunu, Seda'nın korkusundan mayoyu bile zor giydiğini açıklamasını, halbuki elinin tersi ile bir çarpsa tüy gibi adamın ağzının payını vereceğini, bu vesileyle onun da Sibel Can'ın poposuna dem vurduğunu, Gülben'in ondan geri kalmadığını, Hülya'nın bu bok çukuruna düşmeyip kendini çevre atraksiyonlarına adadığını, her yerde mankenden bozma şarkıcı Demet Akalın'ın şarkılarının çaldığını, yeni yetme tüm kafasız genç kızların onun gibi dibi çıkmış boyama sarı saçlarla dolaştığını, ve hatta plaja pür makyaj, takı takı üstüne, beş karış topuklularla gittiklerini, yine böyle bir genç kızımız, Paris Hilton'a en büyük rakibimiz, fakirciğimiz Süreyya'nın ayda 10 bin dolarla zor geçindiğini, onun 50 sene sonraki haline benzeyen Bülent Ersoy abimizin kabus gördüren kahkahalarını, biz Reha Muhtar'la flört etmek isteyen biri olabileceğine bile inanmazken, Bülent'in bir sevgilisi olduğunu söylemesini, her hafta birine aşık olan 16 lık kız beyni ve vücuduyla Gülşen'i, ikide bir ağlayarak antropoz sinyalleri veren ibo ile adeta menapoz da neymiş diye bağıran Ajda'yı, her gün mantar gibi güdük güdük türeyen yolda görsek tanımayacağımız şarkıcılarımızı, biri bitip biri başlayan yarışma programlarını, bunlardan yarışma bittiğinde bile kavram kargaşası yaşıyor olacak Topmodel isimli versiyon ile yapımcıların eşsiz bir deha ile aramıza kattığı Oryantal Star'ı, orada beni kimse sevmiyor diye ağlayan Deniz Akkaya ile arkadaşı suratına tükürse yarabbi şükür diyecek olan Güzi'yi, onun eski sevgilisi İlker abimizin yeni karısıYeşim Salkım'ın kıskanç bakışlarını, sadece polemik yaratmak için konuşan Armağan Çağlayanı ve magazinden ya da gazete köşelerinden tanıdığımız diğer polemik canavarlarını, bu yarışmaların eskilerinin eskimiş yıldızlarını, her gün magazin haberleri ile tükettiğimiz insanları ve bunlar gibi eften püften konuları mı

-yazayım?

-Ne sıkıcı yahu, yazacak yeni hiç bir şey yok işte...

Nane utanmadan sordu... Söz sende Maydanozcuğum.

Çok yakında burada...