Wednesday, July 26, 2006

Televizyonda belgesel izlemenin dayanılmaz hafifliği

Kim demiş ulusal televizyonlarımızda yeterince belgesel yok diye? Bu aralar kime sorsan herkes ağız birliği etmişçesine, “şekerim ben en çok discovery channel’a ya da national geographics’e takılıyorum. En güzel belgeseller orda… bizim yerli kanallarda abuk sabuk şeyler var, bir cnbc-e seyrediyorum bir de belgesel kanallarını” diyorlar. Bunu da söyleyenlerin çoğu magazin basını gülleri, bülbülleri…

Yahu neden öyle söylüyorsunuz? Bence pek tabi diğer güzide kanallarımızda da gayet güzel belgeseller var. Normalde bir belgeselde olay nasıl döner? Konuya buradan girmek lazım:

Öncelikle hangi börtü böcüğü çekeceksin buna karar verilir, sonra o işin uzmanı nerde ne yapmaktadır, iletişime geçilir, sonra mümkünse uzman kişinin konuşlandığı yere sponsorlarım sağolsun – onların yardımıyla patagonya bile olsa gidilir, adamın araştırma notlarından derlenir anlatılacaklar ve başlanır uzman şahsiyetin k.çından ayrılmadan yapılan çekimlere. Adamcağızın hayatı böcük olmuş zaten, sabahın karga vakti yola çıkılır, dağ bayır-patika çıkılır, başka hayvanatlarla karşılanır, onlarda çekime bol bol malzemedir zaten, ileriki programlara doneler beslenir, beklenmeye başlar, böcek efendi oyuğundan çıksın, sabah kahvaltısı olacak bir av bulsun, çiğnesin, geviş getirsin, olan kameramana olur zavallım. Bütün gün bir böceğin salyasını çekmek için ayakları tutulur, güneşin altında cayır cayır helak olur. Çekimler biter, el sıkışılır, röpörtajlar yapılır, sunucu en gevşek ve en rahat olan yavşağın tekidir aslında. Üzerinde Indiana Jones filminin sahnelerinden hatırlanacak haki renkli keten takımlar, camel botlar, aslan avcısı görünümlü şapkası, deri kemeri, swiss çakısı, bronz teni ile “işte budur ağabeyler” dedirtir, nihayetinde kaset montaja gönderilir, bizler de seyrederiz sanki o eklem bacaklının geviş getirirken çıkarttığı salyadaki asit oranını öğrenince artık bambaşka biri olmuşuzdur. Artık Bodrum’da, Çeşme’de o meşhur beach dediğimiz bol yastıklı plajlarda elimizde sex on the beach ya da mojito’larımızı içerken; boynumuza astığımız onlarca altın, gümüş, pırlantaların ağırlığından dolayı denize de ağır çekip boğulma riskinden giremediğimizden dolayı sohbetlerimizde “waooww bu beach’in mojitosu müthiş; ayy o parlayan flaş mı? Çabuk bikini altını tanga haline getir şeker, bak süreyyayı çekiyorlar gene köpeğiyle birlikte, belki bizi de çekerler”… öteki “ ayy gıcık bu paparazziler, ben seyretmiyorum o kanalların hiçbirini”… “ye ne seyrediyorsun cicim?”… “cnn, bi de discovery… başka bir şey seyretmiyorum inan olsun” şeklinde discovery deneyimlerimizi anlatmaya başlarız..

Oysa ki neyin deneyimidir bu? Alt tarafı bir eklembacaklının salyasını yakından görmüş ve asit oranını öğrenmişsindir. O da zaten 5 dakka sonra Süreyya’nın fifisine takılan pırlantalı tokayı gören, sulanmış beyninden uçup gitmiştir.

Bakın söylüyorum herkese; belgeseller bizim ulusal kanallarımızda da vardır. Sadece discovery’nin ya da national geographic’ tekelinde değildir. Hem bizimkiler inanın her gün her periyodda hatta haftasonları tekrarlarında da belgesel izlettirmektedirler güzel insanıma. Orda da yavşak bir delikanlı ya da paçoz bir kadın yaz dönemi ise belgeseli nerde çekeceğine karar verir öncelikle; eğer yaz dönemindeyse üstünde bodrum türkbüküne yaraşır bir kıyafet çeker, kim nerde hangi belgesel çalışmalarını yapmaktadır, tüm verileri toplar, dağ bayır, patika aşılır, keçi yollarından geçilir şarkıcı ve sosyete müsfetteleri nerde kimle şaapıyorlar bulunur… Yolda başka artizzlerle karşılanır, onlarda çekime bol bol malzemedir zaten, ileriki programlara doneler beslenir, olan yine gariban kameramana olur, güneşin altında 2 tane görüntü yakalıycam diye helak olur… Hala benzerliği yakalayamadınız mı? Bence tıpkısının aynısı…Nasıl mı?

Şimdi kapatın gözlerinizi; discovery’de hipopotamları gösteriyor arkadan. Bir tanesi k.çını dönmüş arkadan bir sağ çalkalıyor, bir sol çalkalıyor, yeri göğü inletiyor yürürken. Sulak alanda eğilip yağı bölgelerinin en güzel yerlerini kamera önünde sergiliyor. Şimdi aç gözlerini okuyucu… Kırp iyice, gene kapa… şimdi de Pazar keyfini seyrediyorsun. Canımız sibelimiz bir önceki örnekteki vatandaşa benzer bir şekilde, araya taktırdığı bikinisinin arda kalanlarını bir sağa bir sola devire devire teknede çalkalıyor. Bir sağ çalkalıyor, bir sol çalkalıyor…. Şimdi bu belgesel değil de nedir?


Sonracığıma discovery’de bir bakıyorsun çakal ve sırtlanlar yaymışlar şeylerini güneşe doğru açmışlar, kaldırıyorlar bacaklarını güneşe doğru hart hart kaşınıyorlar. Şimdi kapa bakiyim tekrar o gözlerini, aç bir, kırpıştır..hadi şimdi de gene kapa. Paparazziyi seyrediyorsun.. lerzan adındaki ısırıkçı kadın otel balonunda açmış bacaklarını güneşe doğru kaldırmış, hart hart kaşınıyor.

Şimdi söyle bana; belgesel var mıymış ulusal tv’lerde yok muymuş???


Maydonoz yazdı...

5 Comments:

At 10:25 PM, Blogger gayri_ihtiyari said...

yahu birinci foto ile ikincisi ayni resmen!!!

 
At 9:33 AM, Blogger Aslicin said...

Ha ha haaa!!!

Benzetmelere , hele fotoğraflara çok güldüm :)

 
At 10:07 AM, Blogger Pretty Woman said...

ben bayıldım süpersin izlemeye devam edeceğizzzzzzzzz

 
At 9:17 PM, Anonymous Hande said...

:)) ehem santaj ve tehditlerle test yayini hakkinda yorum yapiciiim.

Efenim bilime bir katiki da sizden gelmis.Hayvanlar Alemi isimli meshuuuur bir belgesel vardi biz cocukken.Bakip bakip uzulurduk niye bir Turk yapimi "Hayvanlar Alemi" yok diye. Ozlemimiz dindi sayenizde.Turk zoolojisi ecnebi zoologlara fark atmistir.

 
At 7:08 PM, Blogger gazel vakti said...

Peki Fatih Ürekle çıngıraklı yılan mukayesesi koymazmıydınız.Süpper fotolar okiyciğim sizleri.

 

Post a Comment

<< Home